14 Şubat 2011 Pazartesi

KIZAMIK GEÇİREN BALKON



11 Şubat 2011, saat 9u geçe, Sedef uyanır. Sanayiye gitmesi gerekmeyen herhangi sıradan bir gündür. Yaklaşan kadınsal ve hormonal problemler yüzünden biraz suratsız birazdan daha fazla sakardır o sabah. Bitmeyen öksürük problemi yüzünden yaklaşık bir haftadır, günde 300 bardak ballı ıhlamur içmektedir, ıhlamurun suyunu kaynatmak için kettıl’a hamle yapar ve fakat dünden tezgaha damlayan bala yapışır öncelikle, söylenerek işine devam eder, ilk bardak ıhlamurunu hazırlamayı becermiştir ancak içmek nasip olmadan onu yere dökmeyi başarır, hemen ardından tostunu yakar, ikinci bardak ıhlamurunu ise içmeyi unutur… Aslında gün hayli huzursuz olduğunun sinyallerini vermiştir ve fakat anlayana….

Kahvaltı kabusunu atlatan kahramanımız, günün geri kalan kısmı için mini bir program yapar, derhal evin karşısındaki fazla imanlı marangoza gidilecek, yapılan FerhanŞensoy automatasının dönen kolları için Bülent’le yapılandan çok daha küçük tamponlar isteyecek ve bir de adamdan işkence ödünç alacaktır ki, eve geldiğinde sanayide atılan tutkala inat açılan tekerleği tamir edebilsin. Öksürüğe rağmen zibidi gibi giyinen sedef hoplaya zıplaya marangoza gider, adamın namazını destursuz böler, cebinden bir zopa bir de delik tampon çıkartır, derki bana bunun yarısı boyutunda 4 adet yuvarlak tampon veya aynı işi görecek herhangi bir öneri! Zavallı yaşlı ve fazla imanlı marangoz, kahramanımızı memnun etmek için canhıraş uğraşır, yarım saatlik mücadele sonucunda ortaları delinmiş minik tamponlara ulaşılır, kahramanımız teşekkür eder, dükkandan çıkmadan önce ertesi gün geri vermek üzere küçük bir işkence ödünç ister, periyodik aralıklarla dükkanına gelip anlamsız şeyler isteyen bu kızın varlığına alışamayan marangoz yüzünde duruma anlam veremediği bir ifade ile işkenceyi kıza verir, la havle vela diyerek…

Hoplaya zıplaya eve dönen kız, derhal automatasını monte etmek, FerhanŞensoy kafalarını vızırvızır döndürmek arzusundadır ve fakat hiç hesaba katmadığı bir ayrıntı vardır ki, o da Bülent’in atölyesinde o zopalar, o deliklerden rahat bir itiş kakışla geçerken, şimdi üzerlerine sürülen akrilik boya sebebiyle kalınlaşmış, değil rahat bir itiş, tekme ve tokat darbesiyle bile artık birbirleriyle münasebete girmemektedirler… Bir buçuk saat süren itiş kakış zımpara ve küfür ve ter dökme sonucu gerekli münasebet kurulur, artık oyuncağımız monte edilmiştir. Amanın o da ne? Dönmüyor kafalar, gırcc, gıırc diye sesler çıkarıyor ve dönmüyorlar! Telefona sarılınır, derhal Bülent aranacaktır, çünkü o “alo imdat” hattı olmuştur artık kızın hayatında. Numarayı çevirmeden önce kızın kulağında çınlar Bülen’in ulvi sesi, “eve gidince bu zopaları sabunla” demiştir, günler öncesinden olacakları tahmin eden öngürü sahibi Bülent. Evet, telefon aracılığı ile Bülent’i bir kez daha rahatsız etmenin eşiğinden dönmüştür içinde endişe çığlıkları atan kahramanımız… Derhal sopaları kapar, lavaboya koşar, sopaların ucunda çoktan monte edilmiş FerhanŞensoy kafalarımız beyaz sabunla güzel bir duş alırlar. İşlem süresince yaklaşık 249 defa, kahramanımızın elinden kayıp düşer sopalar, duş, ana avratın hak ihlaliyle ilgili ayıp cümlelerle son bulur, kahramanımızın sinirleri hayli gergindir… Bu işlemde başarıyla sonuçlanır, gerekli montajyon sonunda artık vızır vızır dönmektedir bu Ferhanlar.

Sıradaki iş; tekerleğimizi monte etmek. Aralık kalan iki ahşabın arasına başarıyla tutkal sürülür, minik ve ödünç işkencemiz ile tekerleğimiz yapıştırılır, kuruması beklenirken jet hızıyla sıradaki iş düşünülür. Evet tekerleğimizin arka kısmındaki metal tutamaç yerlerine kırmızı sprey atılması gerekmektedir. Derhal balkona çıkır, balkonun yarısı gazete ile kaplanır, hava soğuktur, kız öksürmektedir ama azimlidir, bu gün bu iş bitecektir! Automatanın bisiklet kısmıyla, kutu kısmı ayrılır, bisiklet kısmı balkona çıkartılır, gazetelerin üzerine etrafa sıçratmadan sprey atılacak bir pozisyon belirlenemez ama dahiyene kahramanımız işkenceli tekerlekli ahşap kısmı balkondan aşağı sarkıtarak, geri kalan metal bölüme sıçratmasız boya spreyleyebileceğine karar verir. Kan ter içinde bisikletin yarısı balkondan sarkıtılır. Evet, etraf güveli görünmektedir. Spreyimiz çalkalanır, ilk fıs, ikinci fıs, üçüncü fıs, zart telefon, arayan Gizem, meraba gizem, napıyosun gizem, aaa Erhan ne zaman geliyor gizem, hiiii atölyede fare mi var gizem, dördüncü fıs, eyvah balkonun gazetesiz yerleri kırmızı toz bulutu oldu gizem!!!!!!! E bu sprey duman atıyormuş ama yere! Telefon nerdeyse gizemin yüzüne kapatılır, kapatılmadan saniyeler önce, o ahize kulağımdan uzaklaşmışken ulvi bir ses ki bu ses gizem’in sesi oluyor, “tineeeeeeeeeeeeeeeer” diye bağırmaktadır. Ancak evde tiner ne gezer, tinere en yakın aseton evet aseton var evde. Medemki tırnaktaki ojeyi çıkartıyor, fayanstaki spreyi de çıkartır, banyoya koşulur, çekmeceden pambıh alınır, aseton alınır, gazetesiz yerlere aseton damlatılır, pambıh yardımıyla yere çökerek yerler silinir, kahramanımızın terlik altı ve pantolona bulaşan tozları etrafa yaydığını fark etmesi, balkonun üçüncü tur silinmesi sırasında fark edilir. Artık yerler kırmızı bir toz bulutu ile kaplı değildir ve fakat leke leke kızarıklıklar dikkati çekmektedir. Bu arada balkonda bulunan bir koltuk, iki sandalye, bir masa, bir gerçek bisiklet, hala yarısı balkondan sarkmakta olan Ferhana ait bir bisiklet ve bir de minik eşya dolabı vardır ki süreki olarak itiştirilmek suretiyle yer değiştirmekte adeta aralarında köşe kapmaca oynamaktadırlar. Yaklaşık iki saat süren, 4. 5. ve 6. yer silme turundan sonra balkondaki kızamık efekti kalkmış artık sadece derz aralarında bir pembelik vuku bulmuştur. Bu temzilik efekti kahramanımız tarafından yeterli görülür. Günün kayıpları, bir şişe gül kokulu aseton, bir poşet pamuk, bir arkadaş eskisi kot pantolon, bir çift Marks and Spencer terlik…. Günün riski, evde birlikte yaşanılan titiz ağabey tarafından balkonun kızamık geçirdiğinin fark edilme riski…

Kahramanımız ter içinde yerleri silerken sırtına ayazı yemiştir, öksürüken ciğerleri ele almış, çareyi ciğerleri geri yutmakta bulmuş, telaş ve panik atak ruhun gıdası olmuş, kendini kotuğa atmış nefes alışlarını sakinleştirmeye çalışırken günün bilançosunu çıkarmaktadır zihninde… Günün geri kalan kısmı gül suyu ve cif kokusunu soluyarak gereksiz bir hijyen içinde dinlenerek geçirir kahramanımız. Bir fincan ıhlamur daha kaza sonucu yere dökülür, portakalı kabuklarından arındırıp mideye indirme telaşında bir parmak bıçak darbesine feda edilir, taze yapılan ıspanak çorbasının da dibi tutar…

2 yorum:

candan dedi ki...

okurken herşey film gibi gözümün önüne geldi:))

BrokeBrain dedi ki...

Yaaa işlemelerin olduğu resmi büyütemiyorum.... Müthiş olmuş sedef bu arada müthiş!!!